DİVAN ŞİİRLERİ


AHMED PAŞA


Doğum yeri Edirne. Ama doğum tarihi bilinmiyor. Ciddi bir öğrenim gördü. Bursa’da müderrislik, Edirne’de kadılık yaptı. Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve sohbet arkadaşı oldu. Vezirlik rütbesine yükseltildi. Fakat bir kabahati yüzünden Fatih’in emriyle hapsedildi. Ancak yazdığı "kerem" redifli kasidesini Fatih çok beğendi ve kendisini affetti. Bazı sancak beyliklerinde bulundu. İkinci Beyazıt zamanında Bursa sancak beyliğine atandı. 1497’de Bursa’da öldü. XV. yüzyılın en büyük divan ozanıdır. Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı biliniyor. Gazel ve kasideleriyle dikkat çeker. Şarkı ve murabbada da olgun örneklerini verdi. Dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür. Farsça ve Arapça’yı ustaca kullanır. Ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aştı. Kendisinden sonraki divan şairleri Ahmed Paşa’nın birçok şiirine benzetiler yazdı.

BAKÎ


1526'da İstanbul’da doğdu. 1600'de İstanbul'da öldü. Osmanlı Divan Edebiyatı'nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getiren ve yaşarken "Sultanü'ş Şuârâ" (şairler sultanı) unvanını alan şairi. Asıl adı Mahmud Abdülbaki. Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'nin oğlu. Çocukluğunda bir süre esnaf yanında çıraklık yaptı. Güçlü okuma isteği sonucu medreseye girdi. Zamanının ünlü müderrislerinden Karamanlı Ahmed ve Mehmed efendilerden ders aldı. Birçok ünlü edebiyatçı ile tanıştı. Hocası Mehmed Efendi için yazdığı "Sümbül Kasidesi" ününü artırdı. Dönemin ünlü şairlerinden Zâtî’nin dikkatini çekti. 18-19 yaşlarında ünlü bir şair oldu. Süleymaniye Medresesi'nde Ahmed Şemseddin Efendi'nin derslerine devam etti. 1955'te Nahçıvan seferinden dönen Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu kasideyle saray çevrelerine girmeyi başardı. Kadılık göreviyle Halep'e gönderilen hocası Ahmed Şemseddin Efendi ile Halep'e gitti. 1560'ta İstanbul'a dönüşünde Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile tanıştı. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine düyduğu üzüntüyü "Kanuni Mersiyesi" ile dile getirdi. 2'nci Selim döneminde Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa'nın korumasına girdi. Saray toplantılarına çağrılmaya başlandı. 3'üncü Murad döneminde de yerini korudu. Süleymaniye Müderrisi oldu. Düşmanlarının bir oyunu ile bir süre gözden düştü. Edirne'ye sürüldü. Medine ve Mekke kadılıkları yaptı. 1581'de İstanbul'a döndü. 1584'te İstanbul Kadısı oldu. 1591'de Rumeli Kazaskerliği görevine getirildi. Şeyhülislam olmak istiyordu ama bu görevi elde edemeden yaşamını yitirdi. Zevke ve eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet ve hırslı bir kişiliği vardı. Nükteci ve dedikoducu yapısı yüzünden zaman zaman döneminin önde gelenlerini darıltıp zor durumlara da düştü. Hicviyeleri ile ünlüdür. Özel yaşamındaki özgürlüğüne ve sınırsızlığına rağmen kadılık görevlerinde adalete düşkünlüğü ile dikkat çekti. Mesnevi yazmadı. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır. Dünyanın geçiciliğinden yakınan, okurları aşk ve şarabın tadını çıkarmaya çağıran gazelleriyle ünlendi. Şiirlerinde tasavvufi değil, dünyevi aşka önem verdi. Mersiye, methiye ve fahriyelerinde içten ve abartısız bir anlatım kullandı. Edebiyatta geleneklere bağlı kaldı ama şiir diline yeni bir düzen ve akıcılık getirdi. Nazım tekniğini geliştirdi, birçok büyük şairin "kaçınılmaz" olarak gördüğü nazım kusurlarından kurtulmayı bildi. Çağdaşı şairlere göre daha sade ve anlaşılır bir dil seçti. Biçim açısından kusursuz şiirleri, duygu ve anlam bakımından Fuzûlî'ninkiler kadar derin, Nevî'ninkiler kadar içten bulunmaz. Eserleri, 16'ncı Yüzyıl Osmanlı toplumunun beğenisine uygun, sanat incelikleri ve hayal güzellikleri ile doludur. Duru ve temiz bir İstanbul lehçesinin yanısıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı. Divanı Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlandı. Ama bu divan bütün şiirlerini kapsamaz. Başında manacaat ve na't bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkib-i bend, 1 terci-i bend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır. Çevirileri ve dinsel konularda eserleri de var.

BAĞDADLI RUHÎ


Doğum tarihi bilinmiyor. Bağdat’ta doğduğu için bu isimle anıldığı sanılıyor. Asıl adı Osman. Babası Bağdat Beylerbeyi Ayas Paşa’nın adamlarından. Babasının Bağdat’ta evlendiği ve Ruhi’nin orada dünyaya geldiği sanılıyor. Şair, gezgin bir derviş değil, Osmanlı Ordusu’nda bir sipahidir. Bağdat Valisi Süleyman paşa, Osman ve Hasan paşaların emrinde çeşitli savaşlara katılmıştır. Divan edebiyatının toplumsal sorun ve olaylarla ilgilenen güçlü bir şairidir. 1605’de Şam’da öldü. Eserleri arasında 17 bendlik hicivli terkib-i bend’i çok ünlüdür.

DEHHÂNÎ


XIII. yüzyılda yaşadı. Divan edebiyatının Anadolu’daki ilk temsilcisi olarak kabul edilir. Selçuklu sultanları Birinci ya da Üçüncü Alaattin Keykubat döneminde yaşadığı sanılıyor. Horasan’dan Anadolu’ya geldi. Selçuklu Sarayı’nda uzun yıllar görev yaptı. Selçuklu sultanı Alaattin Keykubat’ın isteğiyle 20 bin beyitlik bir Selçuk Şehnamesi yazdı. Farsça bu eserinin yanısıra ustaca söylenmiş Türkçe gazel ve kasideleri de vardır. Zaten bilinen eserlerinin çoğu gazel ve kaside türündedir. Eserlerinde daha çok dindışı konuları seçti. Yazım tekniği zayıf ama dil bakımından zengin kabul edilir. İlk olarak 1926’da ünlü edebiyatçı Fuad Köprülü Dehhânî ve eserlerini tanıttı. Mecdut Mansuroğlu da 1947’de Dehhânî’nin on şiirini yayımladı.

 
ENDERÛNLU VÂSIF


Enderûn’da yetiştiği, yani çocukluğunda saraya alınarak burada eğitim gördüğü için enderûnlu diye bilinir. Asıl ismi Osman. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1818 yılına kadar sarayda kaldı. Osmanlı Padişahı 3. Selim devrinden itibaren hünkar baş lalalığı, peşkir ağalığı, anahtar ağalığı, kiler ağalığı gibi görevlerde bulundu. 1824 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Yaşadığı dönemde asıl şarkılarıyla beğenildi. Şiirleri açık saçık bayağı, sanatsız bulunduğu için "değersiz bir şair" diye isimlendirildiği oldu. Ama gününün koşullarında sade bir dil kullandı, günlük hayatla ilgili şiirler yazdı. Enderûnlu Vâsıf için, divan şiirine halkı, sokağı katmak isteyen şair denebilir. Şiirinde döneminin orta sınıf insanının duygu, düşünce ve yaşayışları bulunur. Bu özellikleriyle bir bakıma divan şiirinde boy gösteren "Hüseyin Rahmi Gürpınar" müjdecisidir.

ESRÂR DEDE


Tam adı Mehmet Esrar Dede. İstanbul’da doğdu, ancak doğum tarihi bilinmiyor. 1979’da yine İstanbul’da öldü. Mevlevi şairlerinin yaşam öykülerini anlatan tezkireleriyle tanınır. Arapça ve Farsça’nın yanısıra Latince ve İtalyanca da öğrendi. Galata Mevlevihanesi’nde Şeyh Galib’in müridi oldu. Kazancı dedeliğine kadar yükseldi. Şiirlerinde arı bir dil kullandı. En ünlü eseri, Esrâr Dede Tezkiresi olarak da bilinen Tezkire-i Şuara-yı Mevleviye’dir. Ölümünden sonra şiirleri Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi adıyla 1841’de yayımlandı.

                                                    FUZÛLÎ


1480’de bugünkü Irak’ta bulunan Kerbela’da doğdu, 1556’da yine Kerbela’da öldü. Gerçek adı Mehmed Bin Süleyman. Osmanlı Divan Edebiyatı'nın en büyük şairlerinden. Dili Azeri söyleyişi özelliği taşır. Özellikle Nevâî ve Nesîmî’yi anımsatır. Kendinden sonra gelen Osmanlı Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Neşâti, Nedim ve Şeyh Gâlib gibi şairleri etkiledi. Kimi Alevi ozanlar tarafından da "inanç ulusu" olarak saygı gördü. Yaşamının ilk gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yok. Eserlerinden iyi bir eğitim gördüğü, İslami ilimler, İran edebiyatı ve tasavvufla ilgilendiği anlaşılır. "Sıhhat-ı Maraz" isim eseri, tıp bilimiyle ilgilendiğini gösterir. Farsça Divan’ının girişinde, "Fuzûlî" mahlasını, şiirlerinin diğer şairlerin şiirleriyle karışmaması için aldığını anlatır. "İşe yaramaz" "gereksiz" gibi anlamları olan "fuzûlî" sözcüğünü başka şairlerin kullanmayacağını düşündü. Ama "fuzûlî"nin bir diğer anlamı "erdem"dir. Türkçe, Arapça ve Farsça'nın inceliklerini öğrendi. Şii mezhebine bağlıydı. Bütün yaşamını Kerbela'da geçirdi. Bağdat, Hille yörelerini gezdi. Şiirlerinin çoğunda tasavvuf konusunu işledi. Hazreti Ali'nin erdemli, olgun kişiliğiyle, bütün halifelerden ve peygamber yakınlarından üstün olduğunu anlattı. Hazreti Ali'ye duyduğu bu sevgi sonucu İran Şahı 1'inci İsmail'e övgüler yazdı. "Beng ü Bade" isimli Türkçe mesnevisinde Hazreti Ali ve Şah İsmail'i övdü. Döneminin geleneklerine bağlı kalarak Kanuni Sultan Süleyman, Rüstem, Mehmet paşalar ile İbrahim Bey, Cafer Bey gibi dönemin büyüklerine de övgüler yazdı. "Şikayetname" adlı mensur mektubunda saraya mensup kişiler arasına alınmamasını iğneli bir dille eleştirdi. Şiirin temelinin ilim, özünün sevgi olduğuna inandı. Şiiri bütünlüğe kavuşturan sevginin yanındaki ikinci öğe ise sevgiliden ayrı kalışın verdiği üzüntüdür. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünür hale gelen Tanrı ise tek amaçtır. Fuzûlî'ye göre gerçek varlık Tanrı'dır. Bütün nesneler ve onları kuşatan evren, Tanrı'nın bir görünüş alanıdır. Varlık türlerinin en olgunu olan insan da Tanrı'nın gören gözü, işiten kulağı, konuşan dilidir. Doğruluk, iyilik ve erdem ahlakı oluşturur. Ahlaksızlık, iki yüzlülük, baskıcılık ve cehalettir. Erdem için doğruluğa, Kur'an'ın özüne bağlı kalmak gerekir. Oruç, namaz, zekat gösteriş için değil, insanın özünü kötülükten arındırmak, olgunlaştırmak içindir. Şiir, düşünce ve duyguları sergilemeye, insanı tanımlamaya yarayan bir sanattır. Şiir bir yaratma öğesi olan anlamlı ve özlü sözlerden kurulur. Fuzûlî'nin şiirinde halk dilinde kullanılan sözcüklere, deyimler ve atasözlerine de rastlanır. Hadislerden ve Kur'an'dan sıkça alıntı yapar. Divan şiirinin bütün ölçü ve kalıplarını kullanır. Ama düşüncelerini akıcı bir söyleyişle asıl gazellerinde dile getirir. Düzyazıda da "Hadikatü's-Süeda" (Saadete ermişlerin bahçesi) eseriyle dinsel lirizmin en güzel örneklerini verdi. Mesnevi tarzında yazdığı "Leyla vü Mecnun" Osmanlı edebiyatının baş eserleri arasında yer alır.


ESERLERİ:

Hadikatü's-Süeda (1837, Kerbela olayını anlatan düzyazı)
Türkçe Divan (1838, 1958)
Sıhhat u Maraz (1940, tıp bilgileri)
Enis'ül-Kalb (1944)
Fuzûlî'nin Mektupları (1948)
Terceme-i Hadis-i Erbain (1951)
Leyla vü Mecnun (3 bin 96 beyitlik mesnevi)
Rind ü Zahid (1956)
Beng ü Bade (1956, 444 beyitlik Türkçe mesnevi)
Arapça Divan (1958)
Matlau'l İtikad (1962)
Heft Cam (tasavvuf içerikli, 327 beyitlik Farsça mesnevi)


HAYÂLÎ


Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1494-1495 yılları sanılıyor. Asıl adı Mehmed, lakabı Bekar Memi. Vardar Yenicesi’nden. Genç yaşta şiir yazmaya başladı. İstanbul’a gelip kalenderi oldu. Tasavvufu Baba Ali Mest-i Acem’den öğrendi. Yüksek eğitim görmedi. Ama şiire olan yeteneğiyle kısa sürede şöhrete ulaştı. Kanuni Sultan Süleyman’ın himayesine girdi. Öyle ki döneminin şairleri Kanuni’nin Hayalî’ye olan ilgisini kıskandı. Aşık Çelebi, Hayalî için, "Padişah avucundan yemini yiyen ve onun kolunda gezen bir şahin" ifadesini kullandı. Kendisine 100 bin akçeden fazla zeamet verilmesini de yine dödeminin şairlerinden Taşlıcalı Yahya eleştirdi. 1557’de Edirne’de yaşamını yitirdi. Bâkî’nin çıkışına kadar döneminin en büyük şairi sayıldı. İç zenginliği, kalender yapısı, kayıtsız yaşayışı ve sadeliğiyle özellikle gazel türüne yeni bir hava ve ses getirdi.

HAYRETÎ


16’ncı yüzyılda Vardar’da dünyaya geldi. Asıl ismi Mehmed. Önce Gülşeni tarikatına girdi, ardından bektaşi oldu. Vezir İsrahim Paşa, sunduğu kasideyi çok beğenince şaire bir tımar vermek istedi. Ancak Padişah Yavuz Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ı küçümseyen şiirleri olduğunu görünce vazgeçti. Daha küçük bir tımar verdi. Hayretî ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybetti. 1534’te öldü. Kalenderlik, yiğitlik, samimiyet, coşkunluk dolu şiirleriyle tanınır. Hayretî Divanı, 1981’de Prof. Dr Mehmed Çavuşoğlu ve M. Ali Tanyeri tarafından yayınlandı.

 
KADI BURHÂNEDDİN


Kayseri’de 1345’te doğdu. Oğuz Türkleri’nin Salur boyundan olup Anadolu’ya göçeden bir soya mensup. Babası Kayseri Kadısı Şemseddin Mehmed. 4 yaşında eğitime başladı, kısa sürede Arapça ve Farsça öğrendi. 12 yaşındana itibaren kentteki okullarda öğretmenlik yapıyordu. Mısır’da tıp dahil birçok bilim dalında eğitim gördü. Şam’da, Mevlana Kutbedin Razi’nin öğrencisi oldu. Eğitimini tamamladı, Kayseri’ye döndü. Kayseri Hükümdarı Eretnaoğulları’ndan Mehmet Bey tarafından Kayseri Kadısı görevine getirildi. Aynı zamanda hükümdara damat da oldu. 1381’de veziri olduğu Ali Bey’in ölümünden sonra onun emirlerinden Kılıç Arslan’ı öldürüp Sivas’ta bağımsız bir devlet kurduğunu açıkladı. 18 yıl kadar Kayseri-Sivas sultanı olarak kaldı. 1398 yılında Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’le savaşırken esir düştü ve öldürüldü. Sürekli mücadele ve savaş içinde geçen yaşamında şiire de geniş yer ayırdı. Divanında 1500 gazel, 119 tuyuğ, 20 rubai var. Şiirinde adını ya da mahlasını anmaz. Edebi sanatlara, özellikle cinasa düşkündür. Divanının yanısıra dini konuları işlediği İksîr-üs Saadet fî Esrâr-ül İbâdet ve Tercîh-üt Tavzîh adlı iki eseri daha vardır.

KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA


1785'te İstanbul'da doğdu. 3. Selim dönemi kazaskerlerinden Sâlih Efendi'nin oğlu. Ailesinin aslı Konyalı. Babasını 14 yaşında iken kaybetti. Çocukluğu güç koşullarda geçti. İhtihara karar verdi. Kayıkla Göksü Deresi'ne gidiyordu. Hançerli Bey'in yalısının önünden geçerken Harçerli Bey'le görüşüp dost oldu. Onun aracılığıyla Hâlet Efendi ile tanıştı. Hâlet Efendi'nin korumasına girip rahat bir hayata kavuştu. Hâlet Efendi'nin 1822'de öldürülmesi sonrasında koruyucusunu öven sözler söyledi. Bu yüzden Keşan'a sürüldü. Bir yıl sonra İstanbul'a döndü. Rusya'ya savaş açılmasına karşı çıkınca bu kez Sivas'a sürüldü. 1829'da Sivas'ta sürgünde iken yaşamını yitirdi. Tanzimat Dönemi'nin ünlü devlet adamı Fuad Paşa'nın babası. Mevlevi olduğu biliniyor. Keşan'daki sürgün günlerini anlattığı mesnevi tarzındaki "Mihnet-i Keşan" adlı eseriyle büyük ün kazandı. Nazireci bir şairdir. Şiirlerindeki güçlü sanat dikkat çeker. Şeyh Galib'in etkisindedir. Babasının yaşal öyküsünü anlattığı "Devhat-ül mehamid fi tercümet-ül vâlid", Mihnet-i Keşan, Bahâr-ı Efkâr, Gülşen-i Aşk, Hazân-ı Âsâr ve Lâyihalar belli başlı eserleri. Bunlardan Bahâr-ı Efkâr ve Hazân-ı Âsâr divandır.

 
MEVLANA CELALEDDİN-Î RUMÎ


1207’de Horasan yöresindeki Belh şehrinde doğdu. Babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Mevlana’nın babası 1212 veya 1213 yıllarında ailesiyle Belh’ten ayrıldı. Önce Nişâbur, ardından Bağdat’a ve Mekke’ye gittiler. Dönüşte Şam, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Burada 7 yıl kaldlar. Mevlâna 1225’te Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. O dönem Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altındaydı. Konya devletin başşehriydi. Hükümdar Alâeddin Keykubad, Mevlana’nın babası Veled’i Konya’ya davet etti ve aile Konya’ya yerleşti. Veled, 1231 yılında Konya’da öldü. Talebeleri ve müridleri Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna 1244’te Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Şems’te "mutlak kemâlin varlığını", cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna, Şems’in ölümünden sonra inzivaya çekildi. Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273’te öldü.

ESERLERİ

  • Mesnevi: Eldeki en eski nüshası 1278 tarihlidir. Beyit sayısı 25 bin 618. Dili Farsça. Tamamı 6 cilt.
  • Divan’ı Kebir: Çoğu Farsça ama Arapça, Rumca ve Türkçe şiirler de var. 21 küçük divan (Bahir) ve rubai divanının biraraya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Beyit sayısı 40 binden çok.
  • Mektûbât: Mevlana’nın Selçuklu hükümdarları ve dönemin ileri gelenlerine yazdığı mektuplar. Hepsi 147 tane.
  • Fîhi Mâ Fih: (Anlamı, ne varsa içinde) Dini ve dünyevi konulardaki sohbetleri. 61 bölümden oluşur.
  • Mecâlis-i Seb’a (7 meclis) Mevlana’nın 7 vaazının biraraya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
    MUHİBBÎ


    Kanuni Sultan Süleyman. 1. Kasım 1494'te Trabzon'da dünyaya geldi, 7 Eylül 1566'da yaşamını yitirdi. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Sultan. Osmanlı padişahlarının onuncusu. Çocukluğu babasının sancakbeyi olarak bulunduğu Trabzon'da geçti. Dedesi Saltan 2. Bayezid tarafından 1509'da Kefe sancakbeyliğine gönderilinceye kadar iyi bir öğrenim ve eğitim gördü. Babası Yavuz Sultan Selim 1512'de tahta çıktıktan sonra Anadolu'da kardeşleri Korkud Çelebi ve Şehzade Ahmet'e karşı mücadele ederken, Kanunu İstanbul'da kalarak saltanat naipliği yaptı. Ardından Manisa Sancakbeyliği'ne atandı. Yavuz Sultan Selim'in 1514 İran ve 1516 Mısır seferleri sırasında Rumeli'nin muhafazası ile görevlendirildi, Edirne'de kaldı. Yavuz Sultan Selim'in ölümünden sonra 30 Eylül 1520'de 26 yaşında iken Osmanlı tahtına çıktı. Belgrad'ın fethi (1521) ile Orta Avrupa’nın, Rodos'un fethiyle de (1522) Akdeniz hakimiyetinin kapılarını açtı. 1526'da Mohaç Meydan Muharebesi'ni kazandı. Aynı yıl 20 Eylül'de Macaristan'ın başşehri Budin'e girdi. 1529'da Viyana'yı kuşattı, kent ele geçirilemedi. 1532'de çıktığı Almanya seferinde Gratz, Marburg, Gunss gibi Alman kentleri aldı. 1534'te yönünü Doğu'ya çevirdi. Bağdat ve Basra'yı, 1535'te Tebriz'i fethetti. 1537'deki İtalya seferinde Otranto'ya kadar ilerledi. Barbaros Hayrettin Paşa'nın gücüyle Akdeniz'i nerdeyse bir iç denize çevirdi. Haçlı donanmasını 27 Eylül 1538'de Preveze'de ağır bir yenilgiye uğrattı. Süveyş'te kurduğu donanma ile de Kızıldeniz'i ve Arabistan sahillerini kontolüne aldı. 1543'te Estergon, Nis ve İstolni-Belgrad, 1551'de Trablusgarb'u zaptetti. 1553'te Nahcıvan seferlerine çıktı. 1566'da Zigetvar kalesinin zaptı sırasında 72 yaşında vefat etti, Süleymaniye'deki türbesine defnedildi. Avrupalıların "Muhteşem" dedikleri Kanuni Sultan Süleyman, askeri başarılarının yanısıra sanata da büyük önem verdi. Döneminde büyük devlet adamlarının yanısıra büyük şaiirler de yetişti. Sadrazam İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Sokullu Mehmet Paşa, Şeyhülislam Kemal Paşazade, Ebüssuud Efendi, şairler Baki, Fuzuli, Taşlıcalı Yahya, Lamiî Çelebi, Şehî Bey, Latifî, Âşık Çelebi, sanatkar Mimar Sinan, kaptan-ı derya Barbaros Hayrettin Paşa gibi. Kanuni unvanını, kendisinden önceki padişahlar döneminde çıkarılmış dağınık ve düzensiz haldeki tüm kanunları Kanunname-i Al-i Osman adıyla derletip toplatması nedeniyle aldı. Büyük bir şair olan ve şiirlerinde "Muhibbî" mahlasını kullanan Kanuni'nin "Divan-ı Muhibbî" adında bir de divanı var. Divanı ilk olarak 1891'de basıldı, ikinci basımı 1980'de yapıldı. İkinci basımı Vahit Çabuk hazırladı. Kanuni'nin yaşamı ve savaşları ise "Süleymanname" adıyla birçok esere konu oldu.

    NÂBÎ


    1642'de Urfa'da doğdu. Asıl ismi Yusuf. İyi bir öğrenim gördü. Farsça ve Arapça öğrendi. 24-25 yaşında İstanbul'a geldi. Muhasip Mustafa Paşa'nın öhce divan katibi, sonra kethüdası oldu. Mustafa Paşa ile birlikte 1671'daki Lehistan seferine katıldı. Yazdığı "Fetih-nâme-i Kamançina" adlı risaleyle padişahın ilgisini çekti. 1678'de hacca gitti. Dönüşündü sunduğu "Tuhfet-ül Haremeyn" adlı eseriyle padişahtan samur kürk armağanı aldı. Mustafa Paşa'nın ölümünden sonra Halep'e yerleşti. Sadrazam Baltalı Mehmet Paşa'nın yardımını aldı. Paşanın samzaram olmasından sonra onunla birlikte İstanbul'a geldi. "Şeyh-üş-şuara" ünvanıyla itibar gördü. 6 padişah devri gördükten sonra 10 Nisan 1712'de yaşamını yitirdi. Eserlerinde daha çok hikmet ve derb-i mesel tarzını seçti. Şiirlerinde duygulardan çok düşünceler hakimdir. Çağının acı, çirkin, aksak yanlarını akıcı, zarif ve sade bir dille eleştirir. Türkçe divanının yanısıra Farsça bir divançesi var. Hayrî-nâme adlı eseri, oğlu Ebu'l-hayr Mehmed Çelebi için yazılmış öğretici, ahlai bir öğütler kitabı. Diğer eserleri şöyle: Hayr-âbâd (Mesnevi), Terceme-i Hadîs-i Erbâin, SÛr-nâme, Zeyl-i Siyer-i Veysî, Münşeât.

    NÂİLÎ-İ KADÎM


    19’uncu yüzyılda yaşamış ve aynı mahlası kullanmış olan şairden (Manastırlı Nâilî’den) ayırabilmek için "kadîm" sıfatıyla anılır. Doğum tarihi bilinmiyor. Asıl ismi Mustafa ve İstanbullu. Yaşamıyla ilgili bilgi az. Ufak tefek, zayıf yapılı biri olduğu, anne ve babasını gençliğinde yitirdiği sanılıyor. Divan-ı Hümayun’da katiplik, maden kalemi baş halifesi olduğu anlaşılıyor. Ömrünün sonlarına doğru Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa döneminde Edirne’ye sürgüne gönderildi. Bağışlandıktan sonra İstanbul’a döndü, 1666’da da yaşamını yitirdi. Sultan 1’inci İbrahim döneminde şöhretinin doruğuna çıktı. Devlet büyüklerine kasideler yazdı. Ama asıl gazelleriyle tanınır. Şiirerini, duygu ve düşünceleri ifade ederken aşırıya kaçmadan divan şiirinin tüm olanaklarını en iyi şekilde kullanarak yazdı. Çağdaşları kadar kendisinden sonra gelen divan şairlerini de etkiledi. Divanı Doç. Doktor Haluk İpekten tarafından yayımlandı. İpekten’in Nâilî-i Kadîm’in hayatı ve kişiliğiyle ilgili bir eseri de var.

    NECATÎ


    Bazı kaynarlarda "Nuh" olarak gösterilse de asıl adı "İsa". Edirneli. Doğum tarihi bilinmiyor. Kendisini yaşlı bir kadın büyüttü. Yüksek öğrenim görmedi. Kastamonu’da şöhrete ulaştı. Fatih Sultan Mehmet’in ihsanına nail oldu. Şehzade Abdullah’ın divan katipliğini yaptı. II. Beyazıd döneminde 1504 yılına kadar sarayda çalıştı. Bu yılda Şehzade Mahmut'un nişancası olarak Saruhan sancağına gitti. 1507'de şehzade ölünce tekrar İstanbul'a saraya döndü. Ölümü 1509 olarak tahmin ediliyor. Dil ve teknikte usta bir şairdir. Aşkla ilgili gazelleri önemlidir. Divan şiirinde Türkçe mazmunlar ve atasözleri kullanmasıyla dikkat çeker. Günümüze ulaşan bir divanı var. Kendinsen sonra gelen şairleri önemli ölçüde etkiledi. Divan şiirinin Necatî ile birlikte yülselme devrine girdiği söylenir.

    NEDÎM


    1681'de İstanbul'da doğdu, 1730'da İstanbul'da öldü. Kurallara bağlı kalmadan akıcı ve coşkulu bir dille yazdığı şiirleriyle Osmanlı Divan Edebiyatı'nın en büyük isimlerinden. Asıl adı Ahmet. Kazasker Mustafa Efendi'nin torunu, Anadolu'da kadılık görevlerinde bulunan Mehmed Efendi'nin oğlu. İyi bir eğitim gördü, Arapça ve Farsça öğrendi. Müderris oldu. Sadrazam Şehit Ali Paşa’ya sunduğu kasidelerle kendini saray çevrelerine tanıtmaya başladı. Damat İbrahim Paşa döneminde şöhretinin zirvesine ulaştı. Bir yandan saraydaki bilim kurullarında ve medreselerde, bir yandan da Lale Devri’nin eğlencelerinde yer aldı. İbrahim Paşa onu yanından hiç ayırmadı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Kütüphanesi’nin müdürlüğüne getirildi. Ramazan günlerinde huzurunda verilen tefsiz derslerine okuyucu olarak katıldı. Padişah ve sadrazama sunduğu gazel ve kasidelerle yerini sağlamlaştırdı. Yaşamının sonlarına doğru aşırı içki içtiği söylenir. 1730’daki Patrona Halil isyanı sırasında damdan kaçarken düşüp öldü. Öldüğünde 55 yaşında olduğu tahmin ediliyor. Bir başka söylentiye göre aşırı içkiden yaşamını yitirdi. Bir diğer söylentiye göre de Damat İbrahim Paşa ve yakınlarının başlarına gelenlerden korkup hastalandı ve öldü. Düşüncesi yaşamak ve sevmek üzerine kuruluydu. İnsanı dünya zevklerinden yoksun bırakmaya çalışan dine dayalı görüşlere karşı çıktı. Yeni ve yerli bir edebiyat çığırı açtı. Dış dünyada gördüklerini, gözlemlediklerini izlenimleriyle birleştirerek bir bakıma resimleştirdi. Divan şiirine renk ve canlılık getirdi. Çağının güncel yaşantısını şiirleriyle çok iyi yansıttı. Dili, dönemin İstanbul dilidir. Şiirlerinde halk dili ve söyleyişlerini de sıkça kullandı. Hece vezniyle şiir yazan ilk Divan Şairi’nin Nedim olduğu söylenir. En başarı olduğu türler gazel ve şarkılardır. Eğlenceyi, uyuşturucuyu, kadınları sever. Şiirlerinde yansıttıklarında samimidir. Zengin bir tarih ve mitoloji kültürüne sahip olduğu biliniyor. Dilekçe, takriz ve mektup gibi düzyazı örnekleri de verdi. İlk olarak 1922'de Halil Nihat Boztepe'nin, ikinci kez 1951'de Abdülbaki Gölpınarlı'nın derleyip yayınladığı divanında Arapça ve Farsça şiirler de yer alır.

     
    NEF’Î


    1572'de Erzurum-Hasankale’de (Pasinler) doğdu. 27 Ocak 1635'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl adı Ömer. Osmanlı Divan şiirinin kaside ve hiciv ustası. İyi bir öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. İlk şiirlerinde "Zarrî" mahlasını kullandı. "Nef’î" mahlasını kendisine yakın dostu Gelibolulu Mustafa Ali’nin verdiği söylenir. Çeşitli devlet memurluklarında bulundu. Canberg Giray'ın hizmetine girdi. Burada yoksul düştü. Kuyucu Murad Paşa tarafından İstanbul'a gönderildi. Kısa bir süre Edirne'deki Muradiye Camii'nin mütevelliliğini yaptı. Daha sonra maden mukattacılığı, mukataa katipliği ve cizye muhasebeciliği görevlerinde bulundu. Yaşamının tümünü İstanbul'da geçirdi. Padişahlar, sadrazamlar ile devlet büyüklerine sunduğu kasidelerle maddi ve manevi destek kazandı. 4'üncü Murad döneminde sanatının ve ününün zirvesine ulaştı. Ama yazdığı hicviyeler yüzünden zor durumlarda da kaldı. 4'üncü Murat'ın Nef'î'nin "Sihâm-ı Kâzâ"sını okurken yıldırım düştüğü, olayı uğursuzluk sayan padişahın şaire hiciv yazmasını yasakladığı anlatılır. Söylendiğine göre, padişahın bu uyarısına rağmen bir süre sonra Vezir Bayram Paşa'yı hicvedince boğdurularak öldürüldü. Divan Edebiyatı’nda hicvin en büyük şairidir. Başarılı lirik gazeller yazdı ama asıl ününü kasideleri ve hicviyeleri ile yaptı. Sağlam bir tekniği, ağır bir dili, cesur bir söyleyişi vardır. Aşırı süslü, abartılı söyleyişlerini yeni çağrışımlarla birleştirerek kendine özgü bir tarz geliştirdi. Hayalgücü zengindir. At tasvirlerinde eşsiz bulunur. Kasidelerinin nesib kısımları başarılıdır. 4'üncü Murad'a sık sık methiye yazmasına rağmen, zayıf akıllı bir padişah olan 1'inci Mustafa için şiir yazmaması "mert" şairliğinin işareti olarak gösterilir. Türkçe Divan'ında 59 kaside, 119 gazel bulunur. 1944'te Ali N. Tarlan'ın düzenleyerek yayınladığı "Farsça Divan"ında 171 rubai yer alır. Bazıları ağır küfürlerden kurulu, bazıları hoş ve zarif espriler içeren hicviyelerini topladığı "Sihâm-ı Kâzâ" (Kaza okları) adlı eserini Saffet Sıtkı 1943'te yayınladı. Ünlü "Baharriye"sini ise Bakî’ye nazire olarak yazdığı söylenir.

    NESÎMÎ


    Doğum tarihi ve yeri bilinmiyor. Bağdat’ın Nesim nahiyesinde doğduğu için bu mahlası aldığı yolundaki görüşün doğruluğu şüpheli. Asıl adının Ali ya da Ömer olduğu iddiaları da var. Türk Divan Şiiri’nin ilk büyük ustası diye bilinir. Türkçe, Farsça ve Arapça birer divanı var. Türkçe Divanı’ndaki söyleyişine bakıldığında ana dilinin Türkçe olduğu anlaşılır. Arapça ve Farsça bilgisi de mükemmeldir. Mutasavvıf bir şairdir. Hurûfî’dir ve bu tarikatın kurucusu Ester-Âbâdlı Şihabüd-dîn Fazlullâh Nâimi’nin halifesidir. Halep’teyken şeriata aykırı sayılan bazı fikirleri nedeniyle Emir Yaş Beg döneminde derisi yüzülerek öldürülmüştür. Ölüm tarihinin 1404 ya da 1418 olduğu sanılıyor. Coşkun ve pervasız bir üslubu vardır. Dili sade ve ahenklidir. Sadece kendisinden sonra gelen şairleri değil, geniş halk kitlelerini de etkiledi. Adı ve şiirleri, günümüzde bile Alevi-Bektaşi çevrelerinde 7 büyük şair arasında sayılır.

    NEŞÂTÎ


    Edirneli olduğu biliniyor, ancak doğum tarihi belirsiz. "Süleyman" olması ihtimali bulunmakla birlikte asıl adının Ahmed olduğu sanılıyor. Yaşamıyla ilgili bilgiler sınırlı. Gelibolu Mevlevihanesi'nde Şeyhi Ağazâde Mehmet Efendi'nin dervişi oldu. Şeyhinin ölümünden sonra bir süre Konya'da bulundu. 1670'te Edirne Mevlevihanesi'nde Osman Dede'den boşalan şeyhliğe getirildi. Dört yıl kadar bu görevde kaldı. 1674'te yaşamını yitirdi. Edirne Mevlevihanesi'nin avlusuna gömüldü. 17'nci yüzyılın usta şairidir. Büyük ölçüde Nef'î ve Urfî'nin etkisinde kaldı. 20 sayfalık "Şerh-î Müşkilât-ı Urfî" adlı eseri hem Farsça'ya olan hakimiyetini hem de Urfî'şe hayranlığını gösterir. Sultan 4. Murat, Sultan İbrahim, 4. Mehmed gibi padişahlarla, Köprülü Mehmed Paşa, Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa gibi devlet büyüklerine kasideler yazdı. Çağının gazel ustalarından biri. Divan edebiyatının Sebk-i Hindî tarzının öncülerinden. Divanı 1933'te Nüzhet Ergun tarafından yayınlandı.

     
    ŞEYH GÂLİB


    Asıl adı Mehmet. 1758’de İstanbul’da doğdu. Önceleri Hoca Neşet’in kendisine verdiği Es’ad mahlasıyla şiirler yazdı. Sonradan Galib mahlasını aldı. Bir süre Konya’ya gidip Mevlana Dergahı’nda çile çekti. İstanbul’a döndü ve çilesini Yenikapı Mevlevihanesi’nde tamamladı. Dönemin Padişahı III. Selim ve Valide Sultan Mihrişah’ın takdirlerini kazandı. Galata Mevlevihanesi’nin 22’nci şeyhi oldu. Annesi ve çok sevdiği şair Esrar Dede’nin ölümünden sonra fazla yaşamadı. 4 Ocak 1799’da İstanbul’daöldü. Babası kendisinden 3 yıl kadar sonra yaşamını yitirdi. Şiir dili oldukça ağır ve yabancı kelimeler, tamlamalarla doludur. En ünlü eseri, 26 yaşında başlayıp 6 ayda bitirdiği Hüsn ü Aşk aldı mesnevisidir. Hece vezniyle yazılmış bir şiiri de vardır.

    ŞEYHÎ


    Asıl adı Yusuf Sinanüddin. Germiyanlı Şeyhi olarak da bilinir. Kütahya’da doğup büyüdü. İran’a gitti. Burada iyi bir eğitim gördü, zengin tasavvuf bilgisinin yanı sıra tıp da öğrendi. Göz doktoru oldu. Hacı Bayram Veli'den de etkilenen Şeyhî, Germiyan ve Osmanlı saraylarında büyük ilgi gördü. Sultan Çelebi Mehmed’in tedavisini bile yaptı. Çelebi Mehmed’in kendisine armağan ettiği köye gitti. Burada köylüler tarafından dövüldü. Bunun üzerine ünlü Har-Nâme’sini yazdı. Divan edebiyatında hiciv şiirlerinin önemli ismidir. Hacı Bayram Veli’nin dervişi olduğu için Şeyhî mahlasını aldığı söylenir. 1431 yılında öldüğü sanılıyor. Edebi eserlerinin yanı sıra tıpla ilgili eserleri de vardır. Kenz-ül Menafi, Hab-Nâme, Ney-Nâme gibi.

    ŞEYHÜLİSLÂM YAHYÂ


    İstanbul’da 1552’de doğdu. Şeyhülislam Ankaralı Bayramzade Zekeriya Efendi’nin oğlu. İyi bir öğrenim gördü ve devlet hizmetinde hızla yükseldi. Bir süre medreselerde görev aldı. Halep, Şam, Mısır, Bursa, Edirne kadılıkları yaptı. İstanbul’da da bir yıl kadılık yaptı. Anadolu ve Rumeli kazaskerliği görevlerine getirildi. 1622’de de bir yıllığına Şeyhülislam yapıldı. 2 yıl sonra bu kez 7 yıllığına yine Şeyhülislam oldu. IV. Murat döneminde bu görevden çekilmek zorunda kaldı. Üçüncü kez Şeyhülislam görevine getirildi ve ölüm tarihi olan 1644’e kadar bu görevde kaldı. 3 kasidesi, bir na’t, bir sakiname ve bir tahmis dışında divanı tümüyle gazellerden oluşur. Kendinden sonraki divan şairlerine örnek olmuştur. Dili temiz, söyleyişi zarif ve hayal bakımından zengindir. Esprili şiirleriyle bilinir. Bir devlet adamı olarak halk tarafından da çok sevilirdi.

    YAHYÂ BEY (Taşlıcalı)


    Doğum tarihi bilinmiyor. Ölümü 1582 İzvornik Yugoslavya. Arnavutluk’un ünlü Dukakin ailesinden olduğu için "Dukakinzade" diye de anılır. Acemi ocağında yetişti, Yeniçeri oldu. Ocak katibi Şihabeddin Bey’in yanına çırak olarak girdi. Yavuz Sultan Selim’in Mısır ve Çaldıran seferlerine katıldı. Yayabaşılığa kadar yükseldi. Yavuz’a kasideler yazdı. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Mustafa'yı öldürtmesi üzerine şehzade için bir mersiye yazdı. Şehzadenin öldürülmesi nedeniyle mersiyede ağır şekilde suçladığı Sadrazam Rüstem Paşa tarafından İzvornik’e sürüldü. Burada yaşamını yitirdi. Divan şiirinde İstanbul Türkçesi’nin başarılı örneklerini verdi. Temiz ve akıcı bir üslup kullandı. İran etkisinden kaçınmaya çalıştı, Türkçe sözcükleri aruz ölçüsüne uydurdu. Yazdığı Şah û Geda divan edebiyatının özgün mesnevileri arasındadır. 1977’de Divanı, 1979’da Yusuf ve Zeliha adlı eserleri M. Çavuşoğlu tarafından yayınlandı.

    ZÂTÎ


    Balıkesir’de 1471’de doğdu. Asıl isminin Bahşi, Satılmış ya da Satı olduğu söylenir. Ancak kendisi asıl adını İvaz olarak açıklar. İyi bir eğitim göremedi. Şiir yazabilmek için Farsça’yı öğrendi. Sağır olduğu için devlet memurluğuna alınmadı. Osmanlı Devleti’nde Beyazıt II döneminin kargaşası sırasında yoksul düştü. Ölümünden bir süre önce Beyazıd Camii avlusuna bir dükkan açıp muskacılık yaptı. 1546 yılında 77 yaşında öldü. Çağının en değerli şairlerindendir. Ziya Paşa, onu "Türk şiirine temel koyan şairlerin üçüncüsü" diye değerlendirir. Para karşılığı kasideler, gazeller yazmıştır. 1500-3000 arasında gazeli, 500’e yakın kasidesi, 1000 kadar rubaisi olduğu söylenir.

  • Yorum Yaz
    Arkadaşların Burada !
    Arkadaşların Burada !